28 Ağustos 2013 Çarşamba

DERSİM SOYKIRIMI 1937-38







VİDEO
KÜRT MESELESİ


GENOCIDE-1938-DERSİM SOYKIRIMI
Araştırma, Anlama ve Anlatma Merkezi

BAZI SEÇMELER

1- http://www.dersimsoykirimi.org/mimarlar.htm





Mustafa Kemal'in manevi kızı
Pilot Sabiha
Dersim katliamının en tartışmalı isimlerinden biri, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen... O dönem ‘Kahraman Türk kızı’, ‘Türk’ün kanatlı Amazonu’ diye anılan Sabiha Gökçen’le, Tan adına, dönemin ünlü gazetecisi Ahmet Emin Yalman görüşür. Kırmızı Ordu Tayyaregâhı’ndaki görüşmede Gökçen, harekât günlerini şöyle anlatır:
“Dersim’deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur. Bir-iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt olarak uçtum. Böyle vaziyetlerde insan harp heyacanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor. İnsan evvala bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedef görürse makineli tüfeğe müracaat ediyor. Dersim’de ilk bombardımanın heyecanını unutamam...
Muhasama (çarpışma) meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor...”
Kaynak: Oral Çalışlar, Radikal Gazetesi,22.12.2012



---------------------------------------------------------------------------------

Birinci Dersim Harekâtı

General Abdullah Alpdoğan'ın düzenlediği ilk harekât başarısızlıkla sonuçlandı. Aşiretler ise bunun verdiği moralle tamamen silahlandı. Bu yüzden isyanı bastırmak iyice zorlaştı. Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 50.000 [3][28] asker (üç kolordu ) ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Bunun sonucunda bir hava saldırısı gerektiğine karar verdi. Gerekli onayı alınca Sabiha Gökçen'i davet etti. Sabiha Gökçen de kabul edip Hava Kuvvetleri'nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. İsyancıların saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini bombaladı.

Yapılan harekât başarılı olmayınca, askerler bölgeye girmeyi başaramadı. 13 Eylül 1937'de anlaşmaya çağrılan Seyit Rıza tutuklandı. Askeri harekâttan sonra yapılan yargılama 15 Kasım 1937'de sona erdi. 11 kişi idama mahkûm oldu, fakat yaşların geçkin olmalarından dolayı içlerinden dördü hakkında idam cezası 30 sene ağır hapse tahvil edildi.[15]

Bir jandarma ve Reyber (Rêber Qop)
10-12 Eyül 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza barış görüşmesi için Erzincan Vilayet konağına geldi ve o arada tutuklandı.[29] Ertesi gün, Elazığ'da bulunan Umumi Müfettişliğe nakledildi ve 15 - 18 Kasım 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza ve Halvori gözeleri'nde toplantı yapan 6 kişi idam edildi. Çok sayıda ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı.[30][31][32]

Asılan kişiler şunlardır:
Seyit Rıza
Resik Hüseyin (Seyit Rıza'nın oğullarından, 16 yaşında)
Seyit Hüseyin (Kureyşan-Seyhan aşiret reisi)
Fındık Ağa (Yusfanlı Kamer Ağa'nın oğlu)
Hasan Ağa (Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa'nın oğlu)
Hasan (Kureyşanlardan Ulkiye'nin oğlu)
Ali Ağa (Mirza Ali'nin oğlu)

İkinci Tunceli Harekâtı
Ancak olaylar durulmadı ve 1938'de Kureyşan aşireti intikam için diğer aşiretleri silahlanmaya davet etti.
Başbakan Celal Bayar (görev süresi: 25 Ekim 1937 – 25 Ocak 1939) Dersimli isyancılara karşı saldırıyı onayladı ve İkinci Tunceli Harekâtı (2 Ocak - 7 Ağustos 1938) başlatıldı.[35]

6 Eylül'de başlayan temizleme operasyonları 17 gün boyunca devam etti.[36] Direniş amacıyla kırsal alanda kalanların direnişi ise 1948'e kadar sürmüştür.[kaynak belirtilmeli]
Harekât sırasında basın üzerinde baskı vardı, 13 Eylül 1938 tarihinde Dersim'de zehirli gazlarla katliam yapıldığı yönünde haber yapan Köroğlu adlı bir gazete hemen kapatıldı. Harekâtın lehinde yayın yapmak ise bir süre sonra serbest bırakıldı.[37]

Hava kuvvetleri
Muhsin Batur, Dersim üzerinde yaklaşık iki ay görev yaptı. Fakat hatıralarında okurlarından özür dileyerek hayatının o bölümünü yazmayacağını açıkladı.[38]. Nuri Dersimi, Türk hava birimlerin zehirli gaz bombasını attığını aktardı.[39] Sabiha Gökçen ise, olaylarla ilgili olarak 1956 yılında Halit Kıvanç'a verdiği bir röportajda; "Canlı ne görürseniz ateş edin! emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk" demiştir.[40][41]

Harekâtın sonuçları


Dersimliler
Hukukçu yazar Hüseyin Aygün, Dersim Harekâtı ve sonuçları hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı bir araştırma olarak nitelendirilen Dersim 1938 ve Zorunlu İskân adlı kitabında, isyanın açıkça kışkırtılarak çıkarıldığını, Cumhuriyet dönemi ayaklanmaları içerisinde sivillere yönelik eziyetin ve kıyımın en şiddetlisine uğradığını, ardından da isyancılarla beraber aileleri ve hatta isyana iştirak etmeyenlerin eziyete ve kıyıma maruz kaldığını, binlerce sivil vatandaşın öldürülmüş ve kalan on binlercesinin de sürgün edilmiş olduğunu belirtmiştir.

Bölgeden Ankara'ya gönderilen raporlarda kadın ve çocuklar dahil olmak üzere insanların zehirli gaz ve yangın bombaları kullanılarak imha edildiği yazılmaktadır. 30 Mart 1937'de, Tunceli Valisi Abdullah Alpdoğan'ın Başbakanlığa yazdığı yazının 2. maddesinde şu yazı geçmektedir: "Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa'dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim.[42]
Askerî harekât, her ne kadar bazı aşiretleri sürgün etse de, harekât 1938 yılının sonuna doğru sona ermiştir. Harekât sonucunda 13.160[2] ile 40.000[3] arasında sivil ölürken, 2248 hane, 11.818 kişi başka yerlere sürgün edilmiştir.[2]


------------------------------------------------------------------------------
Dersim’de ilk imza M. Kemal’e ait! [06.02.2012]

1937-38 tarihlerinde gerçekleştirilen Dersim harekâtında M. Kemal'in rolünün olup olmadığı tartışmaları devam ederken, gizliliği kaldırılan ve dünkü Türkiye gazetesinin sürmanşetten yayınladığı Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki Dersim kararnamelerinde Atatürk'ün de imzalarının bulunduğu görülüyor.

ÜSTTE M. KEMAL'İN, ALTTA İNÖNÜ'NÜN İMZASI

Harekâta ilişkin kararnamelerde üstte Reisicumhur sıfatıyla Atatürk’ün imzası, altta ise başta Başbakan İsmet İnönü olmak üzere kabine üyelerinin imzaları yer alıyor. Ortaya çıkan belgelerden, harekâta katılacak askerlere verilecek tayınların bile Reisicumhur emrine tâbi olduğu anlaşılıyor.

Dersim’de ilk imza M. Kemal’in

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “özür” dilemesiyle tekrar alevlenen Dersim tartışmaları, Başbakanlık arşivlerindeki Dersim belgeleriyle ilgili gizlilik kararı geçtiğimiz hafta kaldırılmasıyla yeni bir boyut kazandı. Belgelerle ilgili gizlilik kararı kaldırılınca tarihî gerçekler de bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı. Türkiye Gazetesi’den Melik Duvaklı’nın araştırmasına göre Başbakanlık arşivlerindeki belgelerden başta reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü olmak üzere kabine üyelerinin imzası bulunuyor. 1937-38 tarihlerinde gerçekleştirilen Dersim Harekâtında Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünün olup olmadığı yıllardır tartışma konusuydu. Ancak, gizliliği kaldırılan Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki Dersim belgelerinde Atatürk imzaları bulunuyor. Harekâta ilişkin kararnamelerde üstte reisicumhur sıfatıyla Atatürk’ün imzası, altta ise başta İsmet Paşa olmak üzere kabine üyelerinin imzaları yer alıyor. Harekâta katılacak askerlere verilecek tayınların bile Reisicumhur emrine tabi olduğu anlaşılıyor. Belgelerdeki imzası Atatürk’ün Dersim Harekâtından haberdar olduğunun açık bir delili niteliğide.

Dersim Harekâtı ile ilgili Dersimle ilgili 1938’e kadar gelen bütün süreçlerde Atatürk ve İnönü’nün rol aldığı anlaşılıyor. 1933 yılında prova niteliğinde küçük çaplı bir harekât yapılıyor. 6 Eylül 1933 tarihli kararnamede Başta reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü olmak üzere kabine üyelerinin imzası bulunuyor. Söz konusu kararnamede “Dersim Harekâtı münasebetiyle kıt'aların fevkalâde ihtiyaçlarına karşılık olmak üzere Maliye Vekâleti bütçesinin masarifi gayri melhuza tertibinden 20 bin liranın tahsis ve sarfına izin verilmesi” ifadelerine yer veriliyor.

Başbakan Erdoğan, Dersim olayına ilişkin yaptığı konuşmada özürle birlikte bazı önemli belgeler de açıklamış, devlet arşivlerindeki gizlilik kararının da kaldırılacağını söylemişti. Başbakanlık arşivlerindeki Dersim belgeleriyle ilgili gizlilik kararı geçtiğimiz hafta kaldırıldı. Geriye Genelkurmay ve Türk Hava Kurumu arşivleri kaldı. Dersim olayları ile ilgili asıl önemli belgelerin Genelkurmay arşivlerinde kayıtlı olduğu belirtiliyor. Gizliliği kaldırılan Başbakanlık arşivlerinde ise askeri harekat öncesi, 1920’li yıllardan itibaren Dersim yöresinde yaşanan gelişmelere ait kayıtlar, raporlar, kararlar, zabıtlar yer alıyor. Bölgenin 1920’li yıllardan itibaren yakından izlendiği pek çok defa müdahalelere uğradığı kayıtlarda bulunuyor.

Açıklanan belgelere göre ilk belgede, her an harekâta çıkmak için hazır olunması gerektiği belirtiliyor. İkinci belgede, harekâtın 1932 yılında yapılmayacağı ifadeleri yer alıyor. Üçüncü belgede, harekâtın ekonomik sebeplerden yapılmadığı belirtiliyor.

RAPORLARDA NELER VAR?

1937-38 yıllarında yaşanan Dersim olayları Cumhuriyet tarihinin en çok merak edilen sayfalarından biri. Dersim’e yönelik harekât hazırlıkları raporlarla başlıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından hazırlanan 18 Kasım 1931 tarihli raporda “Artık Dersim meselesinin kati suretle hallinin devletçe, milletçe ve bilhassa hükümetçe tehiri caiz olmayan muzur, tehlikeli ve zaman geçtikçe halli müşkülleşecek ve zararı artacak bir vaziyet almış olmasıdır” ifadeleri ile harekatın bir an önce başlatılması isteniyor. Raporda Dersim’in ıslâhının ancak askerî bir harekâtla yapılabileceği belirtilirken harekât zamanı olarak “1932 yılının ilk müsait mevsimi” gösteriliyor.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzalı 1 Mart 1932 tarihli belgede hükümetin dersim harekâtının icrasına karar vereceği dikkate alınarak hazırlıkların yapılması, hükümet kararı ile birlikte harekâtın en geç Ağustos ayında başlayabileceği belirtiliyor. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzalı 6 Nisan 1932 tarihli belgede hükümetin harekâtı yıl içinde yapmamaya karar verdiği birliklere bildiriliyor. Maliye Bakanlığı’nın Nisan 1932 tarihli yazısında Dersim mıntıkasında lüzum görülen tedip harekâtına bütçenin müsaade etmediği belirtiliyor. Yazışmalardan Dersim harekâtının parasızlık sebebiyle ile geciktiği anlaşılıyor.

ÖNCE PROVA YAPILIYOR

1933’te yapılan harekât aslında planlanan büyük harekâtın bir nevi provası, o yüzden de sınırlı. 13 Eylül 1933 tarihinde harekâta ilişkin raporlar toplanarak bir analiz rapor haline getirilmiş. Bir yıl sonra bölge yeniden değerlendiriliyor. 1 Mayıs 1934’te İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dersim ve Seyit Rıza’nın durumu ile ilgili Birinci umum Müfettişliğinden gelen raporları Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü’ye takdim ediyor. Dersim Harekâtına yönelik hazırlıklar 1935 yılında Başbakan İsmet İnönü’nün yaptığı Dobru gezisi sonrasında kaleme aldığı rapor ile netleşmeye başlıyor. İsmet Paşa raporuna şu ifadelerle başlıyor: “Dersim ıslâhına bir program dahilinde tevessül edeceğiz. Program; hazırlık, silâhtan tecrid ve icap ederse iskân safhalarını ihtiva edecektir. Hazırlık ve silâhsızlanma 3 senede olacaktır. Dersim vilayetini yeni usulde teşkil edeceğiz.”

İsmet Paşa raporunda, “1935 ve 1936’da yolları, karakolları yaptıracaktır. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa mürettep ve seferber 2 F. Kuvvet ilbaylığın (valilik) emrine 1937 ikbaharında verilecektir. Sür’atle bütün Dersim silâhtan tecrid olunacak, ilbaylığın o zamana kadar tedkiki neticesinde kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği, hükümete bildirdiği icraat da yapılacaktır. Bundan sonra Dersim’e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Bütün bu tasavvurlar gizlidir.”

1937-38 yıllarında gerçekleşen Dersim olayları İsmet Paşa’nın raporunda öngörüldüğü takvim içinde birebir gerçekleşiyor. Önce Tunceli Kanunu çıkarılıyor, ardından harekâtı yönetecek olacak general Abdullah Alpdoğan tüm yetkilerle donatılarak bölgeye atanıyor. Ve büyük harekâtın hazırlıkları böylece başlıyor. 1937-1938 yıllarında gerçekleştirilen Dersim Operasyonu’nda 13 binden fazla kişi ölmüş, binlerce kişi de askerler nezaretinde göç ettirilmek zorunda bırakılmıştı.


yeniasya

---------------------------------------------------------------------------------


Dersim'deki çocuk katliamının belgeleri

Dersim'den Ankara'ya gönderilen raporlarda kadın ve çocukların imha edildiği soğukkanlı şekilde anlatılıyor. Zehirli gaz ve yangın bombalarının da kullanıldığı yer alıyor.

18 Kasım 1937'de İsmet İnönü'nün "Dersim meselesinden kurtulduk" demecini verirken Yunus Nadi de Cumhuriyet Gazetesi'nde "Tarihe gömülen Dersim'e dair" başlıklı yazıyı kaleme alıyordu.

Mart ayındaki karakol baskınında 33 askerin şehit edilmesine karşı yüzlerce isyancı öldürülmüş, Seyit Rıza ile kimi aşiret liderleri de 15 Kasım'da meydanda asılmıştı.

Dersim Harekâtı yaklaşan kış ayları da düşünülerek sona erdirilmişti. Tunceli Valisi Korgeneral Abdullah Alpdoğan daha 2 Ekim 1937'de telgrafın başında bizzat bulunarak İçişleri Bakanı'na durumun sakin olduğunu, bugüne kadar 4 bin silah toplandığını ve kış bastırmadan uygun trenlerle dışarıdan gelen askerlerin garnizonlarına dönmesini tavsiye ediyordu.

Gerek Bakan Şükrü Kaya gerekse Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak bu öneriye karşı çıkarak harekâta bölge dışından katılan bütün birliklerin yerine sadece bazılarının geri çekilmesi emrini verdiler. Keza Ekim 1937'de çıkarılan kararnamelerle jandarma ve diğer birliklerdeki erattan teskeresi gelenlerin askerliği uzatılıyordu. Hükümetin Tunceli'nden çıkmaya niyeti yoktu ve daha uzun süre kalacağı belliydi. Bu gerginlik 2 Ocak 1938'de Kalan Deresi'nin olduğu bölgenin boşaltılma kararıyla aradığı kıvılcımı bulur.

Kararın uygulanması için gelen 7 jandarma ve arkasından basılan Mercan Karakolu'ndaki iki asker şehit edilir. Durmuş gibi görünen çatışmalar, yerini asıl gerçeğe; bölgenin kendi yapısıyla devlet arasındaki mücadeleye bırakır.

1937 yılında ordu karşısında yenilen aşiretlere yardım etmemiş, çatışmalara girmemiş aşiretler, bu sefer sıranın kendilerine gelmekte olduğuna inanarak birlikte direniş kararı alırlar. Ankara ise, gerek mevsim koşullarını gerekse büyük çapta yeni bir operasyona hazırlanmak için gereken vakti dikkate alarak kış aylarının sona ermesini bekler. Beklenen ay Haziran'dır... 

1, 3 ve 6 Haziran'daki çok sayıda yazışmada harekâtın ayın 10'undan önce başlayamayacağı belirtilmektedir. 6 Haziran 1938'de İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Başbakan Celal Bayar'a yazdığı "çok gizli" ibareli yazıda Tunceli Harekâtı'na katılacak birliklerin tam listesini sunar ve bir hafta sonra harekât başlar.

Ya rakamlar hatalı ya da gerçekler

Mercan Deresi, Kalan Deresi, Ali Boğazı, Merho Deresi, Laç, Dest gibi hem yoğun asinin bulunduğu hem mağaralar ve sarp kayalıklar nedeniyle coğrafi engellerin bulunduğu bölgeler ilk ve en önemli hedeflerdendir.

Tank ve uçakların da katıldığı operasyon şiddetli çarpışmalarla başlar. Bu çağrılara uymayan aşiret üyelerinin sayısı birçok kaynakta en fazla 5 bin kişi olarak gösteriliyordu. Ancak, 2 Kasım 1939'da tutulan resmi listeye göre 13 bin 806 kişi öldürülmüş; 2 bin 967 kişi sağ yakalanmış; 4 bin 616 kişi de teslim olmuştu. Bütün bu operasyonlar boyunca 199 şehit verilirken, 354 asker de yaralanmıştı. Hesapta bir tuhaflık vardı. Coğrafi açıdan çok zorlu; mağaralar, sivri kayalıklarla dolu dağlara sığınmış ve her karışını avucunun içi gibi bilen binlerce silahlı Dersimli neredeyse 1'e 65 zayiatla çarpışmıştı... Hesabı bozan neydi? Ya isyancıların sayısı binleri bulmuyor; ya ölenlerin çoğu silahsız sivillerdi... Hangisi doğruydu? Dersim'le ilgili neredeyse yarım asırdır tarafların birinin "katliam" diğerinin "isyanın bastırılması" dediği tartışmayla ilgili devletin gizli arşivlerindeki belgeler ne diyordu? 10'dan fazla belgede ölenlerin sayısıyla askerin kayıpları arasında derin bir tutarsızlık var. Kimisinde yüzlerce isyancı öldürülürken orduda bir kaç asker yaralanıyor. Kimi olaylar ise açıkça bir yargısız infazı çağrıştırıyor. Bunlara genellikle "esir köylülerin veya esirlerin kaçmaya kalkışmaları sırasında meydana gelen olaylar" ibaresi vurulmuş. Bir seferde 42, bir seferde 49 kişi "kaçarken" vurulmuş...

Bu dünyada bir sayı bile olmadılar

En tuhafı da bazen sayı bile verilmiyor; sadece, "imha edildiler" denilerek geçiliyor telgraflarda, raporlarda, mesajlarda... bir sayı bile olmuyorlar ölürken... Örneğin 3. Umum Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay 12 Ağustos 1938'de bizzat Başbakan Celal Bayar'a geçtiği telgrafta 7. Kolordu'nun günlük çalışmalarını özetlediği 1. maddede "dünkü tarama sırasında mukavemet eden Zel dağının 2 kilometre güneyindeki Demenanlıların Korpuk köyü bu sabah teslim olmuşlarsa da sevkleri esnasında kaçmak isteyenler imha edilmiştir" diyor. Maalesef, devletin gizli arşivindeki resmi belgeye göre, 1938'de bir orgeneral Başbakan'a bir köy halkının imhasını sayılarını bile verme ihtiyacı duymadan bu kadar basit anlatabiliyor...

19 Ağustos'ta Kalosan Deresi Sin nahiyesinde tarama yapılırken karşı koyduğu ifde edilen "haydut ve şeriklerden" tek çatışmada 290'ının öldürülmesi... Keza, Başbakanlığa çekilen bu telgrafta, "Mazgirt'ten son kafile olarak toplanan 41 Demananlı ve 11 Haydaranlı haydut sevkleri esnasında kaçmışlar ve dur emrine itaat etmediklerinden imha edilmişlerdir" cümlesi de aslında o gün o bölgede neler olduğunu çok iyi anlatıyor... Benzer şekilde 281 kişinin tek seferde ve neredeyse nasıl öldürüldüğü bile açıklanmadan imha edildiği yazılıyor 15 Ağustos'taki telgrafta da.

2 kadın 8 çocuk imha edilmiştir arz ederim

Tunceli Valisi'nin 16 Eylül 1938'de geçtiği telgraftaki soğukkanlı ifade ise kan donduran cinsten. Vali, şu cümleleri kullanıyor: "elli yedinci alayın takviyeli bölüğü Tackerek civarında haydutların ateşine uğramış ve yarım saat müsaderede dört erkek iki kadın sekiz çocuk imha edilmiştir... mutat makamlara arz edilmiştir." Kazım Orbay'ın imzasıyla geçtiği 15 Ağustos 1938 tarihli telgrafta da "41. Tümen, Munzur suyunun batısında tarama yaparken mukavemet gördüğü köylerdeki toplam 395 kişiyi imha etmiştir..." yazar.

Köy boşaltma, yakma ve bombalama

Belgeler sadece "yargısız infaz" ihtimalini güçlendiren; resmi rakam olan 13 bin 800 kişinin ölüm nedeni ve hatta gerçek rakam konusunda kafaları karıştırmakla kalmıyor. Gerek askerler gerekse uçaklar çok sayıda köyü bombalama, yakma, boşaltma icraatlarında bulunuyor. Hemen her önemli operasyonda "tayyareler" de görev alıyor ve özellikle köylerle coğrafi şartların zor olduğu yerlerde bombardımanda bulunuyorlar. Bazen insanlar ve hayvan sürüleri görüldüğünde de kim ve ne olduklarına bakılmadan yine bombardıman ediliyorlar.

Yakıcı ve boğucu bomba istedim

30 Mart 1937'de, Tunceli Valisi Alpdoğan'ın Başbakanlığa yazdığı yazının 2. maddesinde "Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa'dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim" cümlesi de artık kimi uygulamaların inkar edilemeyeceğini ortaya çıkaran bir başka örnek... Dikkat çeken bir yazışma da Kırmızı Mağara denilen yerle ilgili. Derin ve geniş olduğu için çok sayıda Dersimlinin sığındığı anlaşılan mağaraya muhtemelen bomba yanında boğucu gaz bombaları da atılıyor. Çarpışmalar süresince mağaradan onlarca ölü çıkıyor. Bunların 10'u ise çocuk...

-------------------------------------------------------------------------
AYRICA BAKINIZ



İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *